Tanrı’nın üvey çocukları
Kobanê’nin, savaş tarafından yutulmuş bir şehrin harabelerinde, dört çocuk zafer için değil, bir yarın için mücadele eder. Arin, Sarya, Hevi ve Delvin her şeylerini kaybetmiştir: ailelerini, evlerini, çocukluklarını. Geriye kalan tek şey, artık onları taşıyamayan yıkılmış bir şehir ve birbirlerini kaybetmeme umudunun kırılganlığıdır.
Birlikte, artık adı olmayan sokaklarda; sadece birer kabuğa dönüşmüş evlerde; gökyüzü olmayan gecelerde dolaşırlar. Her biri, bir çocuk kalbine fazla ağır gelen bir hikâye taşır: geri dönmeyen bir baba; tozun içinde kaybolan bir anne; kaosun içinde yitirilen bir kız kardeş; bir taşın altında kalan bir oyuncak ayı.
Ama soğuk, açlık ve savaşın bitmeyen uğultusu arasında, korkudan daha güçlü bir şey doğar: sessiz, sarsılmaz bir bağlılık. Ve harabelerin içinde acı bir dua gibi yankılanan bir cümle:
“Biz Tanrı’nın üvey çocuklarıyız.”
Dönmeyi bırakmış bir dünyada kaybı, dayanışmayı ve insanlığın son kıvılcımlarını anlatan bir novella.
Sessiz. Narin. Amansız.
Alan Lezan || 12.07.2026

Bir Cevap Yazın