Berlin-Friedrichshain’da, yüksek tavanları geçmiş on yılların yankısını taşıyan ve her adımda bir hatırayı serbest bırakan eski bir binada, artık çalışmayan Kürd bir adam yaşıyor. Ne inattan, ne de kendi isteğiyle – hastalık onu çalışma hayatının dışına itmiş. 42 yaşında, erken emekli, bir zamanlar mimardı; şimdi ise kendisine fazla büyük gelen dört odalı bir evin sakini.
Odalar boş, ama sessiz değil. Bekliyorlar. Ve anlatıcı da onlarla birlikte bekliyor. Sesleri, hareketi, yalnızlığı delen bir şeyi. Hem maddi sıkıntıdan hem de açık bir kalpten yola çıkarak, odalarını paylaşmaya başlıyor. Ne başvuru, ne eleme süreci – sadece gelen insanlar.
Üç kişi taşınıyor:
– Sessiz bir vakarla yaşayan Boşnak bir Müslüman,
– Keskin bakışlı Alman bir ateist,
– Nazik bir sertlikle var olan Polonyalı bir Hristiyan.
Ve ev sahibi, bir agnostik – dünya görüşleri arasında, evinin odaları arasında dolaşır gibi: yoklayarak, dinleyerek, bazen kaçarak.
Başta pragmatik bir çözüm gibi görünen şey, zamanla psikolojik bir mikrokosmosa dönüşüyor. Ev, insan olana dair bir yankı alanına dönüşüyor: paranoya – ama aynı zamanda yakınlık, mizah, dostluk ve sessiz bir dayanışma. Dinler ve kültürler klişe olarak değil, kırılgan ve canlı gerçeklikler olarak karşılaşıyor. Herkes kendi hikâyesini, gölgelerini ve ait olma özlemini beraberinde getiriyor.
Dışarıda şehir akıp giderken, içeride sessiz bir drama doğuyor. Gürültülü bir çöküş değil bu – yavaş bir açılma. Belki her şey başarısız olur. Belki yeni bir şey doğar. Belki de sadece dört insanın birlikte yaşamaya çalıştığı bir zamana dair bir anı kalır geriye…
Kimlik, hafıza ve anlatının gücü üzerine sessiz, çok sesli bir oda oyunu.
Nazik. Sarsıcı. Açık.
